# taz.de -- Halep'ten Berlin'e: Bir göç hikayesi
       
       > Bir Kürt olan Azad, göç etmeden önce Suriye'de azınlıktı, Türkiye’de
       > göçmendi, Berlin'de ise sığınmacı.
       
 (IMG) Bild: Savaş Azad'ı göçe zorladı
       
       2012 yılında Halep'te bir hastane. Bir baba 8-9 yaşlarındaki çocuğunu
       battaniyeye sarılı bir şekilde getirir. Elindeki kalaşnikofu Azad'a*
       doğrultur. Azad sonrasında yaşananları şöyle anlatıyor;
       
       “Battaniyeyi açtığımda çocuğun belden aşağısı yoktu. Evi bombalamışlar.
       Bomba çocuğun bulunduğu odaya gelmiş. Ne yapacağımı bilemedim. Babası ‚bir
       şey yap‘ diye bağırınca kendimde bir güç bulup, ‚diğer yarısını
       getirirseniz bir umut‘ dedim. Koşarak gitti. Ama çocuk çoktan ölmüştü.“
       
       Suriye'de iç savaş çıktığında 20 yaşında bir sağlıkçı olan Azad, “Savaş
       çıkınca ilk yaptıkları iş hastaneleri bombalamak oldu“ diyor. Çalıştığı
       hastane bombalanınca Berlin’e kadar uzanan zorunlu göç hikayesi başlamış.
       Azad ilk olarak Halep'in 65 kilometre kuzeyindeki Afrin’e, ailesinin yanına
       gitmiş.
       
       Sonrasında ise insan kaçakçılarına para ödeyerek Türkiye sınırını geçmiş.
       Yürüyerek sabah 8’de geçtiği sınırdan sonra kaçakçıların belirlediği yerde
       bekleyen bir arabayla önce Kilis otogarına, oradan da otobüsle İstanbul'a
       devam etmiş.
       
       Savaş, şiddet ve zulümle zorla yerinden edilen dünya çapında milyonlarca
       insandan biri Azad. UNHCR'nin raporuna göre 2016 yılı sonunda dünya
       genelinde zorla yerinden edilmiş 68 milyon insan bulunuyor. Milyonlarca
       insan, içinde bulundukları güvencesiz yaşamdan kendilerine daha güvenli bir
       yaşam bulmak umuduyla kaçıyor. Göç ettikleri yer ise onları yönlendiren
       şebekelere bağlı.
       
       ## 35 kişiyle aynı bodrum katında
       
       Azad’ın özellikle İstanbul’a gelmesinin nedeni, daha Türkiye sınırını
       geçmeden insan kaçakçılarına ödediği parada yatıyor. Çünkü ona hem sınırı
       güvenlice geçme hem İstanbul’da iş sözü verilmiş. Fakat geldiği yerde 35
       kişiyle aynı bodrum katını paylaşmak zorunda kalmış- aylık 100 lira kira
       ödemek kaydıyla.
       
       Orada bir arkadaşı ve Azad arasında şöyle bir konuşma geçmiş; “Benim paraya
       ihtiyacım var. 35 bin lira ödüyorlar, karımla birlikte karar verdim. Azad
       sen sağlıkçısın. Böbreğimin bir tanesi yaşamak için yeterli, değil mi?“
       
       Azad o zamanlar henüz Türkçe bilmiyormuş. “Fırında bir gün çalıştım, 12
       saat. O gün yevmiyemi istedim ama patron ‚ilk hafta tecrübe‘ dedi. İtiraz
       edemedim. Bir daha o işe gitmedim.“ Türkiye'de tanıştığı bir Kürt arkadaşı
       ona özel Güney hastanesinin yoğun bakım bölümüde iş bulmuş. Yaptığı iş
       gereği, gece nöbetinden sonra hastaların durum değişikliğini not etmekle
       yükümlü olan Azad, kontrol kağıtlarına Türkiye'de o güne kadar en çok
       duyduğu kelimeyi yazarmış: “Aynen.“
       
       ## “Bugüne kadar aldığım diplomalar savaşta gitti“
       
       Azad, “Hoşçakalın“ anlamına geldiğini sanarak hastanede bir kaç kişiye
       “siktir git“ dedikten sonra, Türkçeyi bir yıl içinde internetten öğrenmiş.
       En sevdiği şarkı Gülşen’den “Bangır Bangır“ olmuş.
       
       Dil sınavına girip yüz üzerinden 98 alsa da, sertifikasını, kurs ücreti ve
       sınav ücretini ödeyemediğinden alamamış. “Zaten bugüne kadar aldığım
       diplomalar savaşta gitti“ diye anlatıyor Azad.
       
       Güvencesizlikten kaçan ve kendilerine güvenli bir gelecek arayan göçmenler,
       gittikleri yerlerde ekonomik durumları onlardan pek de farklı olmayan
       insanlarla aynı ortamda bulunuyorlar. Bu da onları aynı güvencesiz yaşamı
       paylaşmaya zorladığı gibi iş bulmak, çalışmak gibi durumlarda birer rakip
       haline getiriyor.
       
       Azad 3 sene boyunca çalışma izni olmadan çalışmış; “Haftada bir gün hastane
       dışına çıkabiliyordum, çoğu zaman hastanede uyuyordum. Hastane yönetimi
       bazen diğer çalışma arkadaşlarıma kızıyordu. Beni örnek gösteriyorlardı.
       Bir keresinde kadın çalışma arkadaşım iş koşullarına itiraz edince işten
       atıldı.
       
       ## “Türkiye’de insanlar organlarını satabiliyor mu?“
       
       O da „yoğun bakımda Suriyeli çalıştırıyorlar diye beni şikayet etmiş.“ diye
       anlatıyor Azad. Hastaneye de ceza kesilecek olduğundan kontrol memurları
       gelmeden önce Azad’tan hastane dışına çıkması istenmiş. Kontrol bitince
       işine devam etmiş.
       
       Bir gün, yoğun bakım şefine “Türkiye’de insanlar organlarını satabiliyor
       mu?“ diye sorduğunu anlatıyor. Şef, buna karar vermiş birini bulduğu
       takdirde ona kişi başı üzerinden komisyon ödeyecek birilerini tanıdığı
       cevabını vermiş.
       
       Hastanede yaşadıklarını şöyle anlatıyordu Azad: “Bunlar yoğun bakım hastası
       ilaç versen ne olacak“, diye kaç defa azar işittim yoğun bakım şefinden.
       Hastaneye yeşil kartlı hastaları kabul etmiyorlar, sigortalı hastalara
       öncelik veriyorlardı. İlaçları hastalara uygulanmış gibi gösterip boş ilaç
       şişelerini bir firmadan temin ediyorlardı. İki albumin bütün mesailerimle
       benim aylık maaşımdı.“
       
       Hastanede çalıştığı süre boyunca biriktirdiği parayı orada tanıştığı
       Halit'e kaptırınca Türkiye’den kaçmanın yollarını aramış Azad. Halit, “Sana
       çalışma izni ayarlayabilirim, poliste tanıdıklarım var. Bunun için 1500
       dolar lazım.“ demiş.
       
       ## Azad şimdi işsiz
       
       Azad parayı Halit’e vermiş ama ondan bir daha haber alamamış. Artık
       güvenceli bir işte çalışmanın umudunu yitirmiş. 2016 yılında 800 dolar
       karşılığında Çanakkale'den Yunanistan’a geçmek için bir yol bulmuş. Aracı
       kişi, önceden ona yolculuğun çok güvenli olduğunu söylemiş olsa da, Azad ve
       45 kişi, 15 kişilik bir bota sabah saat 4'te demir sopalarla ve küfürlerle
       bindirilmişler. Silahlı dört kişi “gerisi size kalmış“ deyip bottakileri
       denize yollamışlar. Yüzme bilmeyen Azad, “Başımdan bu kadar olay geçti ama
       o gün ölümü gördüm“ diye anlatıyor.
       
       Bir buçuk yıldır Berlin’de yaşayan Azad şimdi işsiz. Ama onun durumu sadece
       iş bulmak ya da çalışmakla ilgili değil. Azad bir Kürt. Göç etmeden önce
       Suriye'de azınlıktı, Türkiye’de göçmendi, Berlinde ise sığınmacı. Devletten
       aldığı 400 Euro ile Berlin’de kendine bir oda bulmaya çalışıyor. Geç
       saatlerde metroya binip Hellersdorf’taki konteynerden yapılmış kampına
       gitmeye korkuyor. “Neo-nazilere rastlarsam dayak yerim“ sözleriyle
       endişesini dile getiriyor.
       
       * Kişilik bilgilerini gizli tutmak için farklı bir isim kullanılmıştır.
       
       4 Oct 2017
       
       ## AUTOREN
       
 (DIR) Samil Sarikaya
 (DIR) Şamil Sarıkaya
       
       ## TAGS
       
 (DIR) taz.gazete
 (DIR) Toplum
 (DIR) Özgürlükler
 (DIR) taz.gazete
 (DIR) taz.gazete
       
       ## ARTIKEL ZUM THEMA
       
 (DIR) Fluchtgeschichte eines syrischen Kurden: „Ich dachte, jetzt ist es vorbei“
       
       Azads Flucht beginnt, als das Krankenhaus, in dem er arbeitet, bombarbiert
       wird. Er versuchte es erst in der Türkei, gab dort auf und ist nun in
       Berlin.