# taz.de -- HDP milletvekili Mithat Sancar: „Eleştiri gizli saklı olmaz“
> „Irkçı Alman partisi AfD ve Erdoğan arasında bir fark yok“ diyen HDP
> milletvekili Mithat Sancar ile referandumu ve diplomatik krizleri
> konuştuk.
(IMG) Bild: Mithat Sancar, Mart 2017'de Berlin'de.
HDP Mardin milletvekili Mithat Sancar ile taz-Café'de buluşuyoruz. 1963
Nusaybin doğumlu olan Sancar, bir hukuk profesörü olarak uzun yıllardır
insan hakları için mücadele ediyor ve 80'li yıllarda bir süre Almanya'da
yaşamış. Almancası mükemmel olan Sancar, siyaset bilimcisi Tanıl Bora'yla
birlikte Jürgen Habermas'ın „Kamusallığın Yapısal Dönüşümü“ kitabını
Türkçe'ye kazandırmıştır.
## taz: Mithat Bey, Akademisyenlerin KHK'larla ihraç edilmesini geçtiğimiz
ay mecliste yaptığınız konuşmada çok sert bir dille eleştirdiniz. Bu
konuşmadan sonra AK Parti milletvekillerinden sizi haklı bulan oldu mu?
Mithat Sancar: Evet oldu. O konuşmada „AKP içindeki 28 Şubat mağdurlarının
bu duruma bir diyecekleri yok mu“ diye bir soru sormuştum. Sonrasında AKP
içinden bazı milletvekilleri geldiler, „biz parti içinde itirazımızı
söylüyoruz“ dediler. Ben de „o yetmez, parti içinde bir şey söylüyor
olabilirsiniz ama hiçbir şey değişmiyor“ dedim. Sonuçta aralarında benim de
bulunduğum çok sayıda insan 28 Şubat mağdurlarına destek çıktı. Bizler bunu
gizli saklı yapmadık. Demokrasiden ve hukuk devletinden yana tavrımızı açık
bir şekilde ortaya koyduk. Riskleri neyse onları da göze aldık. O nedenle,
AKP’li milletvekillerinin bu söylediklerinin ne inandırıcı bir tarafı, ne
de somut bir karşılığı var.
## Diğer partilerden olan milletvekilleriyle ilişkileriniz nasıl? Meclis
dışında görüştüğünüz vekiller var mı?
Var tabii, her partiden var. Çeşitli vesilelerle uzun zamandır tanıştığım,
bazıları eski öğrencim olan bu milletvekilleriyle görüşüyoruz,
konuşuruyoruz. Ama kişisel olarak görüştüklerim son zamanlarda azaldı.
Yaşanan siyasi gerilim tüm ilişkileri etkiliyor maalesef.
## Siyasi gerilimin sebebi nedir? Örneğin Hollanda ve AB ile yaşanan siyasi
krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu kriz Erdoğan’ın iç siyaset manevralarının bir sonucudur. Türkiye çok
önemli bir referanduma gidiyor. Erdoğan'ın her zaman kullandığı bir seçim
taktiği var: gerilim ve kutuplaştırma politikası. Erdoğan bu yol
aracılığıyla bir yandan tabanını kendi etrafında kenetlemeye, diğer yandan
milliyetçi oyları yanına çekmeye çalıştı. Aynı yöntemi bu süreçte de
kullanıyor. Yine de bütün çabalarına rağmen istediği havayı yaratamadı.
Hatta tam tersine „hayır“ oylarının biraz daha önde olduğu anlaşılıyor.
## Nasıl anlaşılıyor?
Anayasa değişikliğini MHP ile birlikte yaptı ama bu değişikliğe MHP
tabanının çok büyük destek vermediği biliniyor. Araştırmalar gösteriyor ki,
MHP tabanının geniş bir kesimi „hayır“ diyecek. Ayrıca kendi tabanında da
bu değişiklikten memnun olmayan, küçümsenemeyecek bir kesim var. Erdoğan’ın
kendi seçmen kitlesini konsolide etmeden ve MHP’nin oylarını yanına
çekmeden referandumdan „evet“ çıkarması çok zor.
## Gerilim taktiği neden dış siyasete yöneldi sizce?
Şimdi içerde zaten bir kutuplaştırma politikası yürütülüyor ama içerdeki
kutuplaştırma ve gerilim alanları tükendi. Türkiye’de artık yeni bir
gerilim yaratamıyor, zaten gerilim gelebileceği yere kadar geldi. Bu sefer
de dışardan bir düşman yaratma ihtiyacı duydu. Bunu da başta Almanya olmak
üzere Avrupa üzerinden yapmak istedi. Bu şekilde “Avrupa’nın Türkiye
karşıtlığı“, “ulusal gurur“, “İslam’ı batıya karşı savunmak“ gibi temaları
gündemin ortasına yerleştirmeyi hedefledi. Bunlar öne çıkınca, artık
anayasa değişikliğinin içeriği ve kendi politikaları tartışmanın dışına
itildi. Hesap bu.
## Peki CHP'nin bu konudaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
CHP yönetimi eğer bu milliyetçilik dalgasına katılmazsa, kendi tabanından
kayıplar vereceğini düşünüyor. Bu bize göre yanlış. Erdoğan’ın bir amacı da
bu zaten. CHP'yi sağ ve milliyetçi dalgaya katmak. Fakat CHP'nin hesap
edemediği şey, Erdoğan ve MHP'nin milliyetçiliği onlardan daha iyi
kullanabilmesi. Bu açıdan CHP kendi eliyle kendi etki alanını daraltıyor.
Fakat CHP’nin tek sorunu bu değil. Meselenin asıl kaynağı ideolojik
altyapısının sorunlu olması. Sol ve demokrat değerlerle uyuşmayan çok fazla
tutum var CHP’de.
## Peki bu dış siyasetteki gerilim HDP'ye nasıl yansıyor?
Doğrusu Erdoğan’ın Avrupa'da sadece seçim mitinglerinden dolayı tartışma
konusu olması çok isabetli olmadı! Türkiye’nin başka nedenlerle
tartışılması gerekiyordu. Biz aylardır Avrupa kamuoyuna ve kurumlarına şunu
anlatmaya çalışıyoruz: Başta Kürt bölgesi olmak üzere Türkiye’nin tamamında
çok ağır insan hakları ihlalleri var, demokrasi askıda, hukuk devleti
işlemiyor. „Buna karşı politik tutum takının, gerekli mekanizmaları
çalıştırın“ diye çağrı yaptık. Ama harekete geçmediler. Erdoğan’ın adım
adım kendi sistemini kurmasını büyük ölçüde izlemekle yetindiler. Hatta
Erdoğan’ı mülteci anlaşmasına ikna etmek için bütün bunları görmezden
geldiler. Oysa o zaman politik tutum alınsaydı şu an tartışma böyle „seçim
çalışması yürütsün mü yürütmesin mi“ gibi sığ bir noktaya sıkışmazdı.
## Yani bu miting tartışmalarını genel olarak yanlış buluyorsunuz?
Hem içerde hem dışarda meselenin özünü ıskalayan bir tartışma olduğu açık.
Ayrıca Almanya’da AfD gibi sağ popülist siyaset bunu kendi İslamofobik ve
ırkçı ideolojisi için malzeme olarak kullanıyorlar. Oysa biz bunu bir
demokrasi tartışması olarak görüyoruz. Biz Erdoğan’ın politikalarının
sadece Türkiye için bir tehlike oluşturduğunu düşünmüyoruz. Erdoğan’ın
temsil ettiği anlayışı, özellikle Avrupa’daki sağ popülist dalganın da bir
parçası olarak görüyoruz.
Bizim için Erdoğan’ın dünyaya bakışıyla Almanya’daki AfD’nin, Fransa’daki
Le Pen’in, Hollanda’daki Wilders’in dünya bakışları arasında bir fark yok.
Dolayısıyla biz Almanya’da popülist sağa karşı verilen mücadelede tarafız.
Aynı şekilde kendimizi Fransa’da da demokratların bir parçası olarak
görüyoruz. O nedenle tartışmanın, aşırı sağa malzeme verecek bir şekilde
yürütülmesini doğru bulmuyoruz.
## 2 Mart'ta Alman İçişleri Bakanlığı PYD ile YPG/YPJ’nin de aralarında
bulunduğu Kürt parti ve örgütlerinin bayrak ve flamalarını yasakladı. Bu
kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?
PYD ve YPG bayraklarının yasaklanması kararı anlaşılmaz bir durum. Çünkü bu
örgütler AB tarafından terör örgütü olarak görmüyor, Almanya da öyle
görmüyor. Tam tersine Suriye’deki uluslararası koalisyon, PYD ve YPG ile
yakın iş birliği içinde. Dolayısıyla bu yasağın rasyonel bir açıklaması
yok, kendi iç hukukunda da bir temele dayanmıyor. Türkiye bu örgütleri
düşman saydığı için Almanya’nın bu kararını Erdoğan’ı sakinleştirecek bir
taviz, bir parça rüşvet şeklinde yorumlamak mümkün.
## Alman milletvekilleri “Parlementerler Parlementeri koruyor“ adlı bir
program kapsamında, cezaevlerindeki milletvekillerine destek olmaya
çalışıyorlar. Bu destek sadece sembolik bir dayanışma mıdır?
Açıkçası şimdiye kadar daha çok sembolik bir düzeyde kaldı. Çok iyi niyetli
bir girişim ama maalesef bugün başta eş başkanlarımız Selahattin Demirtaş
ve Figen Yüksekdağ olmak üzere milletvekillerimizin hapiste olması
neredeyse unutuldu. Ama bunu sadece parlementerlere yüklemek doğru değil,
genel olarak Avrupa'da hükümetler ve kurumlar bu açıdan yetersiz kaldı.
Merkel Türkiye'ye geldiğinde bizimle görüştü. Kendisine
milletvekillerimizin ve eş başkanlarımızın hapiste olmasının
normalleştirilmiş olmasından dolayı duyduğumuz rahatsızlığı dile getirdik.
Türkiye’de 4 parti var parlementoda, 3. büyük fraksiyon bizimki. Bu kadar
büyük bir oyu almışız, etkili bir partiyiz. Bize karşı yapılan bu yoğun
haksızlığın sıradanlaştırılması doğru değil. Türkiye'de fiilen yürüyen bir
otokratik sistem var. Anayasa değişikliğiyle bunun iyice sağlama alınması
amaçlanıyor.
## Peki tutuklu milletvekillerinin durumu ne olacak?
Şimdi Türkiye’de yargı bağımsızlığı yok. Yargı Erdoğan’ın ve hükümetin
istediğinin aksini yapabilecek durumda değil. Biz Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne başvurduk ve bir sonuç çıkar diye umut ediyoruz. Fakat asıl
mesele, eğer Türkiye’de „hayır“ çıkarsa Erdoğan’ın hegemonyası çatlayacak
ve tüm Türkiye’nin bu baskı çemberini kırmasının yolu açılacak. Tutuklu
milletvekillerimiz de doğal olarak „hayır“ çıkması durumunda bu sonuçtan
olumlu etkilenecekler.
## Peki Türkiye’de değiştirilmek istenen şey ne? Başkanlık sistemi gelirse,
ne değişecek?
Erdoğan’ın getirmek istediği sistemin adı „başkanlık“ değil. Başkanlık
deyince, ABD’deki gibi bir sistem anlaşılıyor. Oysa orada yerleşmiş bir
denge ve denetleme düzeni var. Ama Türkiye’ye Anayasa değişikliği ile
getirilmek istenen sistemde bunların hiçbiri yok. Bu sistemin doğru ismi,
otokrasidir. İstenen sistemin temelinde çoğulcu bir anlayış yok, tekçilik
var.
Bu değişikliği yapan koalisyon, özü itibariyle milliyetçi ve tekçi bir
ideolojiye dayanıyor. Ancak Erdoğan’ın başka bir derdi daha var. Kendini ve
ailesini güvence altına almak istiyor. Çünkü hakkında çok büyük yolsuzluk
iddiaları var. Suriye savaşında çok karmaşık, karanlık ilişkilere girdiği
konusunda iddialar var. Eğer iktidardan düşerse bu iddialardan dolayı
yargılanma ihtimali oldukça yüksek. Bu yüzden iktidarını perçinlemek
istiyor.
## AKP'nin bütün bu gerilim politikası ekonomiyi nasıl etkiledi?
Türkiye ekonomisinin ciddi bir krizde olduğunu kimse inkar edemiyor. Bu
krizin temelinde de siyasi istikrarsızlığın yattığı genel olarak kabul
ediliyor. Bu siyasi krizin başlıca sebepleri, Kürt sorununda yürütülen
güvenlikçi politikalar, toplumsal kutuplaşma, hukuk devletinin ve
demokrasinin işlememesidir. Referandum süreci boyunca ekonomideki çöküşün
üstünü örtmek için çeşitli manevralar yapmaya devam edecekler. Hem Türkiye
kamuoyunda hem de dış kamuoyunda „Türkiye’ye Körfez ülkelerinden çok fazla
kayıt dışı para giriyor“ diye yaygın bir şüphe var.
Bu para girişi, ekonomik krizin şimdilik çok daha fazla görünür olmasını
engelliyor. Ama çıplak gözle baktığımızda bile özellikle dar gelirlinin,
emekçinin, esnafın, orta çaplı iş insanlarının çok büyük sıkıntılar
yaşadığını görebiliriz. Türk lirasının değerinin düşmesi de ekonomik krizin
ciddi bir işaretidir. Öte yandan, Avrupa’yla yaratılan son krizlerin de
ekonomiye olumsuz yansıyacağını görmek zor değil.
23 Mar 2017
## AUTOREN
(DIR) Şamil Sarıkaya
(DIR) Fatma Aydemir
## TAGS
(DIR) taz.gazete
(DIR) Politika
(DIR) taz.gazete
(DIR) taz.gazete
(DIR) taz.gazete
## ARTIKEL ZUM THEMA
(DIR) Interview mit HDP-Abgeordnetem: „Kritik muss öffentlich sein“
Für Mithat Sancar gibt es keinen Unterschied zwischen der AfD und Erdoğan.
Wir sprachen mit dem HDP-Abgeordneten über das anstehende Referendum.